fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2010 Cuma

Önemli olan


Bir gün New-York’ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri Kızılderili’dir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek cırcır aramaya baslar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder. Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar. Arkadaşı, Kızılderili’ye:


“Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?” diye sorar.


Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun, ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına dönerek;


Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.” der.



17 Mayıs 2010 Pazartesi

Aradaki Fark

Adamın biri New York, Central Park’ta yürüyüş yaparken, aniden kuduz bir köpeğinin küçük bir kıza saldırdığını görür. Koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir uğraştan sonra üzeri yara bere içinde kaldığı halde köpeği öldürür. Ama küçük kızın da hayatını kurtarmıştır.


Son anda bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine koşar ve adamın yanına gelir.


Sarılıp teşekkür etikten sonra ‘Sen’ der ‘bir kahramansın, yarın bütün gazeteler seni yazacaklar. Ve göreceksin başlık da şöyle olacak; ‘Cesur New York’lu küçük kızın hayatını kurtardı.’


Adam ‘Ama ben New York’lu değilim!’ der.


Polis ‘Fark etmez, bu durumda gazeteler şunu yazacaklar; ‘Cesur Amerikalı küçük kızın hayatını kurtardı.’ cevabını verir.


‘Ama ben Amerikalı da değilim’ der adam artık şaşırarak.


Polis ‘Ya, o halde nerelisin?’ diye sorunca adam cevap verir; ‘Ben Iraklıyım!’


Polis adama başka bir şey söylemez. Ama adam ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır; ‘Radikal İslamcı, masum Amerikan köpeğini öldürdü.’


6 Mayıs 2010 Perşembe

Ne Yüzle

Temel, televizyonda Türk dizilerinden birini izlerken telefon acı acı çalar …
Telefona bakan Fadime, kısa bir görüşmeden sonra telefonu kapatıp Temel''e seslenir:


—Cemal''in karusı ölmiştür da!!. Seni cenazeye çağrıyi..


Üzüntüsü yüzüne yansıyan Temel;


— Pu sefer citmecem fadüme...


—Olir mu Temelum? O senin en iyi uşağundur ha.


Temel biraz düşünür:


—Adam, üçüncü kez karısinun cenazesune çağrıyi Fadume. Pen onu bir kez pile davet edemedum. Ne yüzle cenazeye cideyrum da!!

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Nerde

O gün; öğretmen, öğrencilerine, yere tükürmenin zararlarını anlatacaktı. Öğrencilerine dönüp sordu.

-Çocuklar!! Tükürük nedir?


Öğrencinin biri söz ister:


- Neredeki tükürük öğretmenim?


Öğretmen:


- Ne fark eder ki?


- Olur mu öğretmenim!! Tükürük, ağız için gerekli salgı, sokak ortasına tükürüldüğünde pislik, arsızın yüzünde yağmur, zalimin suratında ise şamar. Bıyıkla sakal arasında şaşkınlık, sanatın içinde ise siyasettir..

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Hitler

Hitler üç esir yakalamış, İngiliz, Fransız ve bir Yahudi.


—Size soru soracağım, bilirseniz sizi bırakacağım..İngiliz’e sormuş;


—Titanik kaç yılında battı?


İngiliz hemen yanıt vermiş;


—1912? diye.


Hitler göndermiş İngiliz’i. Fransız’a sormuş bu kez:


—Titanik’te kaç kişi öldü?


Fransız yanıtlamış;


— 1050?


—Tamam, sen de gidebilirsin...Ve Yahudi'ye dönmüş;


—Say lan isimlerini!!

2 Mayıs 2010 Pazar

Ceza

Temel, kahveden çıkınca kapının önünde bir saatlik bir gecikme için park cezası yazan trafik polisiyle burun buruna gelmiş;

— Yazma şu cezayı memur bey!


Polis onu hiç umursamadan cezayı yazmaya devam edince;


— İşgüzarsın!


Polis Temel'e şöyle bir bakıp;


— Aşınmış lastikler.


Bunun için ikinci bir ceza makbuzunu yazmaya başlamış...
Temel, ne kadar ceza yazarsa yazsın, ona vız geleceğini söyleyince polis ilk iki ceza makbuzunu arabanın sileceği altına sıkıştırıp üçüncü makbuza başlamış...
Bu sürtüşme 20 dakika kadar sürmüş, polis ceza üzerine ceza yazmış...
Temel hiç oralı olmamış...
Yürümüş, karşı kaldırımda park ettiği arabasına binip, sürmüş gitmiş...

Düğünden Önce - Sonra

Düğünden önce ( Yukardan aşağıya okuyunuz . )

ERKEK: ELBETTE,BEN ARTIK

DURAMIYORUM!


KADIN: GİDEYİM Mİ _?


ERKEK: HAYIR,AKLINDAN BİLE GEÇİRME!


KADIN: BENİ SEVİYOR MUSUN _ ?


ERKEK: ELBETTE


KADIN: BENİ HİÇ ALDATTIN MI _?


ERKEK: HAYIR,BÖYLE BİR ŞEY NASIL

AKLINA GELEBİLİR_ ?


KADIN: BENİ ÖPECEK MİSİN_ ?


ERKEK: EVET.


KADIN: BENİ DÖVECEK MİSİN_ ?


ERKEK: HİÇ BİR ZAMAN!


KADIN: SANA İNANA BİLİR MİYİM_ ?


Düğünden sonra ( Aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz !).

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Hangi Otel de Kalıyorlar?

İsviçre Çin`e savaş ilan etmiş. Bir şekilde Çin'e kadar gelmişler.Haber Çin başbakanına geç ulaşmış.


— Başbakanım İsviçreliler saldırdı.Pekin'e girdiler.


— İsviçre de ne?


— Avrupa’da bir ülke


— Kaç kişi bunlar?


— 5 milyon


— Peki, hangi otelde kalıyorlar?



Doktor

Orta yaşlı bir çift, doktora gitmişler. Adam doktora:


— Sevişirken bizi izler misiniz?


Doktor şaşkın şaşkın bakmış. Demek bir sorunları var. Tıp adamı olarak yardım etmek zorunda. 'Peki' demiş. Çift yatağa uzanmış. Doktor izlemiş ve teşhisi bildirmiş:


— İkiniz de gayet sağlıklısınız. Sevişmeniz fevkalade.


Merak edecek bir şey yok.Viziteniz 100 milyon.Bu da faturanız..Ertesi hafta çift yine gelmiş doktora sevişirken bizi izle diye.Gene izlemiş doktor. Gene sorun yok. Gene vizite 100 milyon.
Her hafta çift randevu alıyor, geliyor, sevişiyor. Parayı ödüyor, çıkıp gidiyor.
Bir türlü bir şey bulamayan doktor sonunda dayanamamış.


— Bana biraz yardımcı olun. Sıkıntınız ne söyleyin?


Adam;


— Herhangi bir sıkıntımız yok. Bir şey bulmanızı da istemiyoruz.Bu kadın evli. Onun evine gidemiyoruz. Ben de evliyim. Benim evime de gidemiyoruz. Hilton geceye 178 dolar istiyor. Sheraton 182 dolar.Buraya ise sadece 100 milyon ödüyoruz.Üstelik SAĞLIK SIGORTAMIZ bu 100 milyonun 85 milyonunu bize fatura karşılığı geri ödüyor.

30 Nisan 2010 Cuma

Delil

Adam avukatına giderek, dert yanmış;


— Avukat bey, arkadaşıma 100 milyon borç vermiştim.Borcunu inkar ederek, ödemiyor.


— Elinizde herhangi bir delil, şahit var mı?


— Maalesef yok.


— O zaman size borcu olan 500 milyonu ödemesini istediğiniz bir mektup yazıp, gönderin.


— Ama bana sadece 100 milyon borcu var.


— İyi ya. O da size ''sana sadece 100 milyon borcum vardı.500 milyon nereden çıktı ?'' diye yazacaktır. Aradığımız delil bu...

23 Nisan 2010 Cuma

Ahirette 2 Kadın

- Selam, benim adım Wanda .

- Selam, benimki de Slyvia, sen nasıl öldün?

- Donarak öldüm.

- Ne kadar korkunç.

- Yok o kadar kötü değildi, soğuktan titremem geçince ısınmaya başladım ve uyku bastı, sonunda huzur dolu bir


ölüm.

- Peki sen nasıl öldün?

- Ağır bir kalp krizi geçirdim. Kocamın beni aldattığını sandım, onu iş üstünde yakalamak için eve erken geldim,


fakat evde tek başına televizyon seyreder halde buldum.

- Sonra ne oldu?

- Kesinlikle evde başka bir kadının olduğundan emindim, bütün evi aramaya başladım. Çatıyı, yatakların altını her


yeri aradım fakat bulamadım. Ararken aşırı yorulmuşum, kalp krizi geçirdim ve öldüm.

- Ah be güzelim bir de derin dondurucuya baksaydın, şu anda ikimiz de yaşıyor olacaktık.

13 Nisan 2010 Salı

Bir Kadın İçin En GüzeL Cümle

Adam akşamdan kalma büyük bir baş ağrısıyla uyanmış zorlukla gözlerini açarak, yatağından doğrularak şöyle bir etrafına bakmış komodinin üstünde bir bardak su ve iki aspirin duruyor yatağın ayakucundaki sandalyede elbiseleri ütülenmiş durumda aspirinleri içerken komodindeki not dikkatini çekmiş


"Sevgilim, günaydın.Kahvaltın mutfakta.Ben alışverişe gidiyorum.Erken dönerim seni seviyorum."

kalkıp giyinmiş ve mutfağa gitmiş bakmış oğlu kahvaltı ediyor ve kendi servisi ve gazeteleride masanın üstünde duruyormuş oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş



"Evlat dün gece neler oldu biliyor musun?"



Oğlu; dün gece sarhoş olarak eve geldiğinde saat üçü geçiyordu.Önce koridordaki sandalyeyi devirdin ve ardından kustun, daha sonrada yüzünü odanın kapısına çarptın ve bir gözün morardı.Adam şaşırmış vaziyette:



anlayamadım.Neden o zaman her şey temiz, kahvaltı hazır ve gazetelerim alınmış?


Çocuk:Onu mu soruyorsun?Annem seni sürükleyerek yatak odasına götürüp, pantolonunu çıkarmaya çalıştığında;



Bayan, beni yanlız bırakın "BEN EVLİ BİR ADAMIM" dedin.

8 Nisan 2010 Perşembe

Çocuğun Duası

Çocuk dua eder.Allah'ım lütfen yarın anneannem ölsün! Bunu babası duyar ama seslenmez.Ertesi gün anneannesi ölür.Çocuk yarın da dedem ölsün diye dua eder babası yine duyar ve ertesi gün dedesi de ölür.Çocuk bu sefer de babam ölsün diye dua eder adam bunu da duyar ve sabaha kadar uyuyamaz ve ertesi gün de ölümü bekler fakat ölmez.Akşam eve geldiginde hanımını ağlamakLı bulur:Hanım ne oldu der.

Hanım da:Ne olacak bey bizim kapıcı öldü der.

 

26 Mart 2010 Cuma

Başkası Vurmuştur

85 yaşında bir adam doğum odasının kapısında beklemektedir. Doğum odasından çıkan hekim 

şöyle bir bakındıktan sonra yaşlı adama sorar:


-"İçeride doğum yapan kadın yakınınız mı?" 


-"Evet, eşim."


-"Ama bayan 25 yaşlarında..."


-"Tamam işte, eşim o. Niye şaşırdınız, baba olamaz mıyım yani?" 


-"Yoo, aklıma benim dedem geldi de."


-"Nesi varmış dedenizin?

 

-"Kendisi av meraklısı idi. Sürekli ava çıkardı.Ancak yaşlanınca zorlanmaya başladı.Birgün ava 

çıkacakken onu uyardık ama kendisi ısrar etti ve hazırlandı.E tabi yaşlılık,çıkarken 

tüfek yerine baston aldı eline. Ben de kendisiyle gittim. Ormanda epey yol yürüdükten sonra bir 

geyik gördük. Dedim ya, dedem yaşlı. Bastonu omzuna koydu, doğrulttu ve geyiğe bastonla ateş 

etti. Geyik o anda vurulup yere düştü..."


Yaşlı adam:


-"Olur mu, başkası vurmuştur onu."


Doktor:


-"Ben de onu demeye çalışıyorum işte''

20 Mart 2010 Cumartesi

Denetim

Genç yaşta emekli olan albay, evde sürekli oturmaktan, hanımıyla ağız dalaşına girmekten sıkılınca, bakkalına gider:


- Sana ayda 200 lira para vereyim, bunun karşılığında seni her gün denetleyeyim!


Teklifi cazip bulan bakkal, hem para kazanacağım hem de deneyimli bir albayın uyarısını, yardımını alacağım, diyerek hemen kabul eder. Emekli albay, ertesi gün sabah 08:00 den akşam mesai sonuna kadar bakkal dükkanını denetlemeye başlar. Bakkal bir gün bile geçmeden denetimden sıkılır, baş edemez duruma gelir...Dayanamaz:


- Albayım, al 200 liranı, ben bu işten vazgeçtim!diyerek anlaşmayı bozar.


Emekli albay, manav, kasap, kırtasiyeci derken tüm esnafa aynı teklifi yapar. Ancak bir süre sonra hepsi denetimden sıkılarak anlaşmayı bozar. Son olarak gittiği manifaturacı ile yıldızları barışır. Denetim işi aylar sürer. Çok güzel anlaşırlar. Manifaturacı albayın her isteğini “Baş üstüne” diyerek yerine getirir. Olanlara bir anlam veremeyen albay:

- Yav arkadaş, bütün mahalle esnafı denetimden sıkıldı. Seninle gayet iyi çalışıyoruz. Nitekim bu başarımızın sana göre sırrı ne?


Manifaturacı hazırola geçip:


- Albayım, ben de emekli başçavuşum

19 Mart 2010 Cuma

Kadınların Zekasına Dikkat


Bir kadınla bir adam ayrı  arabalarda giderlerken çarpışırlar. İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur. Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp:


- Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatimizin sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir işarettir  der.


Müthiş heyecanlanan adam:


- Evet, galiba haklisin,’ diye cevap verir şaşkınlıkla. Kadın :


- Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız,’ diye devam eder ve şarap şişesini adama uzatır. Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir. Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri uzatır. Bunun üstüne adam sorar:


- Sen içmeyecek misin? Kadın cevap verir:


- Hayır, ben polisi bekleyeceğim!

15 Mart 2010 Pazartesi

Hiç'im

Devrin valisi emrindeki yöneticiler ile atının üstünde şatafat içinde girer şehre... Yol kenarlarında insanlar iki büklüm el pençe divan selamlarlar Vali'yi...Bütün bu şatafatlı itaat gösterileri arasında valinin gözleri, bir sokağın köşesinde yere çökmüş olan ve etrafındaki hiçbir şey ile ilgilenmeyen bir adama takılır...Perişan kılıklı, saçı sakalına karışmış bu adamın olduğu yere sürer atını Vali...

Atının üstünden inmeden, vakur ve sert bir ses tonu ile bağırır adama;


—Behey adam, herkes benim şehre gelişimi el pençe karşılarken sen kimsin ki yerinden bile kıpırdamıyorsun?


Perişan kılıklı adam istifini hiç bozmadan, sakallarının ve uzun saçlarının arasından beli belirsiz gözüken gözlerini valiye çevirerek:


—Ben hiçim...


Vali daha da hiddetlenir;


—Ne demek hiç!! Senin bir adın, şanın unvanın yok mu bre adam!!


—Senin var mı?


Vali iyice şaşırır ama cevaplar,


— Gafil!! Nasıl tanımazsın, ben valiyim.


Adam aynı ses tonu ile sorar yine...


—Peki, daha sonra ne olacaksın?


—Sadrazam olacağım..


—Peki, daha sonra?


—Padişah olacağım...


—Peki ya daha sonra?


Kısa bir an duraksar vali ve


—“Hiç” der...


Perişan kılıklı adam, sadece gülümser..

14 Mart 2010 Pazar

Çocuk Kalanlar

— Gel oğlum kalk bakalım tahtaya, sana bir sorum var.


— Buyurun, sorun tabii öğretmenim.


— Canlılar kaça ayrılır?


— Dörde ayrılır öğretmenim..
.


— Bana yanlış gibi geldi ama say bakalım...


— Bitkiler, Hayvanlar, İnsanlar, Çocuklar...


— Çocuklarda insan değil mi oğlum?


—Haklısınız, o zaman canlılar üçe ayrılır öğretmenim...


— Peki, simdi yeniden say bakalım.


— Bitkiler, Hayvanlar ve Çocuklar...


— Oğlum peki, insanlara ne oldu?


— Düşünebilenleri hep çocuk kaldılar, düşünemeyenleri de zamanla hayvanlaştılar öğretmenim.

12 Mart 2010 Cuma

Einstein ve Şoförü


Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein'a;

"Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum" demiş.

Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:

"Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar... O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş,ben de arka sırada seni dinlerim."

Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp: "Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip" demiş. Sonra da salonun arkasında oturan Einstein'ı işaret ederek şöyle devam etmiş:

"Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak."


Netice: AKILLI İNSANLAR, AKILLI İNSANLARLA ÇALIŞIR....

Dua

İki arkadaş, Hamdi ile Mahmut, beraber bir iş seyahatine çıkmışlar. Hamdi, Mahmut'un her gece yatmadan önce


"Allahım, anamın düşündüğü düşman başına, karımın düşündüğü benim başıma" diye dua ettiğine dikkat etmiş ve sormuş;


— Arkadaş senin anan bu kadar kötü bir kadın mı? Senin karın
bir melek mi? Hâlbuki normal olarak insanların anaları iyiliklerini ister!


Hamdi gülümseyerek yanıt vermiş;


— Kardeşim şimdi anam oturup düşünüyordur;


"Benim Hamdi'nin başına bir iş mi geldi? Bir kaza mı geçirdi?" diye.

Hâlbuki karım;
"Bu herif kim bilir şimdi hangi kadınla eğleniyordur? Neler beceriyordur?" diye düşünür.
Onun için anamın düşündüğü düşman başına, karımın düşündüğü benim başıma der dururum.

Related Posts with Thumbnails

Yorumda Bırak



><